Özel Banka Çalışanı Kamu Görevlisi Midir? İzmir’in Esprili Zihinlerinden Bir Bakış
Hepimiz hayatın karmaşasında bir şekilde bir yerlere sıkışıp kalıyoruz. Kimisi özel sektörde, kimisi devlet dairesinde… Ama bir soru var ki, hayatım boyunca bana hep kafa karıştırıcı gelmiştir: Özel banka çalışanı kamu görevlisi midir? Bu soruya mizahi bir şekilde yaklaşırsak, ortaya gerçekten komik bir tablo çıkıyor. Çünkü bir yanda banka şubesindeki “soğuk” iş arkadaşlarımız, diğer tarafta ise kamu görevlisi olmanın taşımış olduğu ciddiyet ve sorumluluklar var. Ama arada bir fark var: Benim gibi İzmir’de yaşayan 25 yaşındaki, sürekli espri yapan, fakat içten içe her şeyi fazla düşünen biri için bunlar arasında ince ince kaybolan çizgiler var.
Kamu Görevlisi Olmak: Korku ve Saygı Dolu Bir Konsept
Düşünsenize, sabah işe başlıyorsunuz. Bankanın kapısından içeri adımınızı attığınızda, başınızda bir yönetici, şef ya da en kötüsü “denetçi” oluyor. İçerideki o kurallara boğulmuş atmosferi bir hayal edin. Her şeyin prosedüre dayalı olması, o ıssız odada geçirdiğiniz saatlerin sıkan atmosferi. Ve tabii ki “Devlet görevlisi olmanın” tüm o ağır sorumluluğu!
İç sesim: “Evet, tamam. Şu an yazılım geliştiriyorum, ama hala devlete bağlı bir memurum.”
Aslında “kamu görevlisi” olmak, bazen öyle ciddi bir meslek gibi algılanıyor ki, bankada çalıştığınızda bu algıyı yıkmak neredeyse imkansız. Bankanın güvenli ve yavaş atmosferinde, işlemlerinizin hemen gerçekleşmesini sağlayan o kartı kaybeden vatandaşlara “Devlet işlerinden daha hızlı çalıştığınızı” ima ediyorsunuz. Ama gerçekten bu iş yerini, memuriyetin ciddiyetine nasıl çekebileceksiniz?
Özel Banka Çalışanlarının Kamu Görevlisi Olmadığını İspatlamak: Neden Zor?
Açıkça söylemek gerekirse, özel banka çalışanı olmak, bir kamu görevlisi olmak kadar sıkıcı ve ağır değil. Gerçekten! Bu kadar ciddiyetle iş yapmaya hiç gerek yok. En basitinden, “merhaba, nasılsınız?” diye bir müşteriye selam verirken bile kendini bir devlet memuru gibi hissetmiyorsun. Müşteri değil, bir misafir gibi davranıyor ve ona daha sıcak bir yaklaşım sunuyorsun. Ancak yine de toplumun gözünde, işin ciddi kısmına gelince, işler değişiyor.
Çünkü bazen bankada çalışıyor olmak da insanı gerçekten devlet dairesi çalışanı gibi hissettiriyor. Hele bir de o “güvenlikli alan” var ya… O camlı kabine her girip çıkışınızda size garip bir ilgiyle bakan güvenlik görevlileri var. İçsel olarak onlara şöyle derken buluyorum kendimi: “Evet, arkadaşlar, ben de biraz devlet memuru olabilirim.”
Bir de mesela “oğlum, işe geç kaldım ya!” diyorsunuz. Ve bir anda işe geç kalmış gibi bir kamu görevlisi gibi hissettiğiniz o anı yaşamak… Hani şu eski okul zamanlarından bilirsiniz, sınıfta bir kez geç kalınca tüm dersin ciddiyeti üstünüze çöküyor. Bankada da buna yakın bir durum. Ama hayır, bankacı olmak ve kamu görevlisi olmak arasında biraz fark var!
Kendi Kendime Konuşmalar: Kamu Görevlisi Olmayı Düşünmek
Özel banka çalışanı olmak, bazen sabahları işe giderken hayal ettiğim devlet memuru olma fikrini de kucaklamamı sağlıyor. Ama, biraz düşününce, bunun öyle sanıldığı kadar cazip olmadığını fark ediyorum. Özel sektördeki serbestlik ve hareket kabiliyeti, kamu görevlisi gibi sıkı kurallara boğulmuş biri için adeta bir “lütuf” gibi geliyor.
Ben: “Ya, kamu görevlisi olsam nasıl olurdu? Her sabah saat 9:00’da işe gel, akşam 5:00’te çık, maaş aynı. Ama bunun yanında süper sosyal haklar falan…”
İç sesim: “Yok ya, zaten tatiller de fena olmaz. Ama aynı zamanda devletin kurallarına bu kadar sıkı bağlı olmak da bana göre değil. En azından banka da ‘cool’ bir şekilde işleri hallediyoruz!”
İşte böyle anlarda, “bankacı olmanın özgürlüğü” ile “memuriyetin sağladığı istikrar” arasında tam bir denge kuramıyorum. Ama sonunda bulduğum sonuç şu: Hayır, özel banka çalışanı kamu görevlisi olamaz! Çünkü “kamu” olmak, gerçekten sıkı kurallar demek. Oysa biz özel sektörde her şeyin biraz daha esnek olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Banka Çalışanı Olmak: Kamu Görevlisi Olmak Mı, Yoksa Banka Görevlisi Olmak Mı?
Bunu biraz daha somutlaştırmak gerekirse, bankacı olmak gerçekten başka bir iş. Müşterilerin sabrını test ederken, aynı zamanda o insanlara karşı empati yapabilmek ve onların derdini anlayabilmek gerekiyor. Bu da demek oluyor ki, sabah ofise adımınızı attığınızda, bazen bir psikolog gibi davranmak zorunda kalıyorsunuz. Müşteri size gelir, şunu ister, bunu ister. Ama aynı zamanda devletin koyduğu kurallara göre hareket ediyorsunuz. Şimdi gelin görün ki burada işler karmaşıklaşıyor. Sıkı kurallar, bazen serbestlik isterken iş hayatını daha da zorlaştırıyor.
Banka çalışanı arkadaşım: “Abi, şu ev kredisi talebinde şunları düzeltmemiz gerek.”
Ben: “Ya, ama bankada da bir kamu görevlisi gibi hissediyorum. Bize de kurallara göre işlem yapmak düşüyor.”
Arkadaşım: “Yani seninle ilgili düşüncelerim değişti. Bankacı bir kamu görevlisinden daha fazlası olabilir!”
Sonuç: Bankacı Olmakla Kamu Görevlisi Olmak Arasındaki İnce Çizgi
İzmir sokaklarında her şey biraz daha rahat, biraz daha esprili ve biraz daha eğlenceli. Ama banka ve kamu görevlisi arasındaki farklar da o kadar belirgin ki, birinin diğerine kayması gerçekten imkansız gibi. Çalıştığınız kurumun size verdiği rol, ne kadar iyi bir bankacı olursanız olun, her zaman kendini gösterir. Ve bu da şu demek oluyor: Bir özel banka çalışanı, ne kadar ciddiyetle çalışsa da, asla kamu görevlisi olamaz. Banka çalışanı, devletin kurallarına sıkı sıkıya bağlı değilse, o sadece banka çalışanıdır. Yani, bankacı olmak, memur olmak demek değildir.
Sonuçta, bazen bankanın camlı kapısından geçerken, biraz da devletin sağlam yapısına bakıp, kendinizi her an bir kamu görevlisi gibi hissetmiyor musunuz?