İçeriğe geç

Androjen cinsiyet rolü nedir ?

Androjen Cinsiyet Rolü: Kayseri’nin Sokaklarında Bir Yalnızlık Hikâyesi

Bir Gün Başka Birine Dönüşmek

Kayseri’nin o sabahki sessizliğinde, sabahın ilk ışıkları henüz dağların arkasından göz kırpmaya başlamışken, ben hâlâ odamın penceresinin kenarında duruyordum. O kadar fazla şey düşünüyordum ki, sabahın o serinliği bile aklımdan geçebilecek her türlü duygudan daha ferahlatıcıydı. Ama bir sorum vardı: Ben kimim? Toplumun bana dayattığı kalıplara uyarak mı yaşamaya devam etmeliyim, yoksa bir başka insan mı olmalıyım?

Bugün, androjeni anlatacağım. Bu terimi ilk duyduğumda, kimse bana “androjen olmak ne demek?” diye açıklamış değildi. Kendimi, kim olduğumu anlamaya çalışan bir çocuk gibi hissettim. Androjen, aslında çok basit bir şeydi: cinsiyet rolleriyle oynayan, hem kadın hem de erkek özellikleri taşıyan bir kimlik. Ne kadınsıydı, ne de erkeksi… Hangi kutuya sığacağına karar vermek zorundaydım, ama bu da bir tür yolculuktu, değil mi?

İçindeki Kız ve Oğlan Çocukları

Daha önce hiç bu kadar karmaşık bir duygu yaşamamıştım. O sabah, Kayseri’nin en işlek caddesinde yürürken, birden sokakta karşılaştığım bir çocuğun gözleri aklımı başımdan aldı. O kadar masum, o kadar saf bakıyordu ki, hemen ona yöneldim. “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sordum.

Çocuk, saçlarını savurarak cevap verdi: “Bilmiyorum. Ama ne istersen, o olacağım. Kız ya da erkek, ikisi de olabilir. Hem de neden olmasın?”

Evet, o an, işte tam da bu androjeni kavradım! Çocuk, tüm bu baskılardan bağımsız, kimliksel anlamda kendini istediği gibi tanımlıyordu. Ne bir erkek gibi davranmak zorundaydı, ne de bir kız gibi. Bunu içimde bir yerde çok derin hissettim. Duygularım kontrolden çıkmıştı. O an, aslında bu dünyada her şeyin bir sınıf ya da rol olmadığını fark ettim. İnsanlar, kimseye ait olmadan da var olabilirlerdi.

Görünüşün Arkasında Ne Vardı?

Gün boyu Kayseri’nin farklı yerlerinde dolaşırken, bu düşünce beni takip etti. Tuhaf bir şekilde, şehri daha önce hiç bu kadar dikkatli görmemiştim. İnsanların kıyafetleri, yüzleri, duruşları… Hepsi birer maske gibiydi. Herkesin bir rolü vardı. Erkekler kaslı, dominant görünmeye çalışıyorlardı; kadınlar ise narin ve itaatkâr olmaları gerektiğine inanıyordu. Ama ne garip bir şeydi, her geçen dakika bu rollerin içinde bir boşluk olduğunu hissediyordum. Bu rollerin, yaşamı zorlaştıran şeyler olduğuna inanmaya başladım.

Bir arkadaşım, aynı sokakta yürürken yanımda bana, “Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu. Gözlerim ona kayıtsızca bakarken, bir cevap bulamadım. “Bilmiyorum. Sadece, buralarda bir yerde kaybolmuş hissediyorum.” dedim.

O zaman fark ettim. Bu sadece benim duygularım değilmiş gibi bir şeydi. Androjen cinsiyet rolü, bir nevi kimliğin dayatılmış hallerine karşı bir başkaldırıydı. Toplum beni nereye koyarsa koysun, içimdeki kimlik bu tekdüzelikten öte bir şeyler istemişti.

Kadın Olmak, Erkek Olmak… Ya Yaşam?

Kayseri’nin akşamı bir başka güzel olur. O gün, akşamüstü vapurdan inen bir turistin yansıması gibi, her şey biraz daha mistik hale gelmişti. İçimdeki çelişkiler birbirini izlerken, birden bir kadının çığlıklarını duyduk.

“Niye sessiz duruyorsun?” diye bağırıyordu.

Kadın, sağ elini çenesinin altına koyarak bana yaklaşıp, “Beni anlıyor musun?” diye sordu. Gözleri, etrafımda dönen kalabalıktan sıyrılıp bana odaklanmıştı.

“Ben, kendi kimliğimi bulmaya çalışıyorum. Sadece kadın ya da erkek olmak istemiyorum. Hem kadın olmak, hem erkek olmak… İkisini de taşıyorum ama tek bir kimlikte sıkışıp kalmak beni boğuyor.”

O an, o kadının gözlerinde kendi içimdeki kaybolmuşluğu gördüm. O da bir zamanlar benim gibi bir yerlerde kaybolmuştu. Kimliklerini, androjenleşerek özgürleştirmeye çalışıyordu. Ona ne demeliydim? Biraz daha cesur mu olmalıydı? Onu susturmalı mıydım? Hayır.

Androjen cinsiyet rolü, bir insanın tüm kimliklerini, tüm içsel rollerini kabul edip birleştirdiği bir özgürlük haliydi. Ne geçmişin dayattığı kadınsılık, ne de toplumun dikte ettiği erkeksilik. Hepsi bir arada, bir bütün, bir insan…

Bir Sonraki Gün

O gece, güneşin batışına doğru Kayseri’nin sokaklarında yürürken, artık bir şeyler değişti. Havanın soğukluğuna aldırmadan adımlarımda bir cesaret vardı. Kafamda hala deli gibi dönen düşünceler vardı, ama içimde bir rahatlama da vardı. Kayseri’nin bu kasvetli havasında, bu kalabalık sokaklarda, içimdeki yalnızlık bana bir şey öğretmişti: İnsan, kimliğiyle barıştığında özgürleşir. Toplumun bana biçtiği androjen cinsiyet rolünü kabullenmek, sadece içsel bir direnişi anlatıyordu.

Sabah olurken, artık kim olduğumu biliyordum. Androjen bir kimlik, sadece bir rol değil, bir duruştu. Kendi yolumu bulmuştum, kimseye ne erkek gibi olman, ne de kadın gibi olman gerektiğini söylememek… Ben, her iki dünyada da varım. Ben, sadece ben oluyorum.

Sonuçta, Androjen Olmak

Kimseye bir şey borçlu değiliz. Ya da belki de hepimizin kendimize karşı bir borcumuz var. Androjen bir kimlik, basit bir etiket değil. Bu, hayata dair bir iz bırakma biçimi. Kayseri’nin sabah ışıklarında, bir çocukla karşılaştığım o anı hatırlıyorum. Her şeyin ne kadar basit olabileceğini anlamıştım. Kendisini sınıflandırmayan insanın özgürlüğü, belki de en gerçek özgürlüktür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet